Küresel Korsanlar ABD ve İsrail’in İran’a Saldırısını Protesto Eden İLKAV’ın Kamuoyu Açıklaması

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV, İsrail-ABD çetesinin İran’a alçakça saldırıarak gerçekleştirdiği sivil ve çocuk katliamını protesto edip mazlum İran halkının yanında yer aldığını açıkladı.

Küresel sistemin en tepesinde olup enerji, silah, ilaç sanayi, teknoloji, medya ve finans kapital alanında tüm dünya halklarına zorbalıkla hükmederek sömüren güç, siyonist büyük sermaye sahipleridir. Bunların yönlendirdiği ABD ile Ortadoğu’ya istedikleri gibi çeki düzen verip siyonist amaçlarını gerçekleştirmek için bölgemize bıçak gibi sapladıkları İsrail ise, dünyada ve Ortadoğu’da sürekli kan dökmektedirler. yaptıkları korsanlıkla mazlum halklara soykırım yapmak, topraklarını işgal edip sömürmek ve siyonist hedeflerine ulaşmak için yardımlaşan devletlerdir. Aslında ikisi de en başından beri mazlum halkların topraklarını işgal edip döktükleri kanlarını içerek kurulmuş ve köleleştirdikleri halkların kaynaklarını ve emeğini sömürerek güçlenen, sonra da sürekli yeni katliamlar yapıp yeni kanlar akıtmak suretiyle beslenen ikiz vampir devletlerdir.

En son olarak, yine yardımlaşarak Gazze’deki soykırımın da mimarı olan bu vampirler devletler, siyonist hedeflerine ulaşmak için sürekli yeni savaşlar, saldırılar, katliamlar yapmak üzere hareket halindedirler. Yahudi ve Evanjelik Hıristiyan siyonizmini temsil eden ABD ve İsrail terör devletleri, bir süredir de İran’a yönelik tehditleri artırmakla meşguldüler.

Filistin/Gazze’deki şanlı direnişin bölgemizdeki tek silah ve mühimmat destekçisi ve bölgedeki ülkeler içinde terörist işgalci İsrail’e ve hâmisi ABD’ye tek düşman olan İran’dan intikam alıp bölgeyi ele geçirme projelerinin tek engeli gördükleri İran’ı sindirip yok etmek istemektedirler. Siyonist Yahudi ve Hıristiyan sapkınlığın arz-ı mev’ud hurafesini gerçekleştirmenin önündeki tek engel olarak gördükleri İran’ı ezerek bu hedeflerine ulaşmak istiyorlar.

On yıllardan beri, kitap, makale ve konferanslarımızda, haklı tespitlere dayanarak, “İslam Cumhuriyeti” adına yakışan adil sistemi oluşturamamakla, mezhepçilik yaparak Şii-Fârîsi Ulus devlet olmayı aşamamakla ve sonuçta da bu akîdevî ve siyâsî sapma sebebiyle bölgedeki diğer halkların ve Müslümanların kanını dökmekle suçladığımız İran, tüm bu zaaflarına rağmen, bölgede emperyalizmin güdümüne girmeyen, ABD ve İsrail’e dost olmayan, Filistin direnişine gerçek anlamda tek destek olan ülke olma özelliğini de taşımaktadır.

Türkiye başta olmak üzere, tüm bölge ülkeleri ABD dostu olup her birinde birden fazla ABD üssü bulunmakta, en fazla sayıda ABD üs veya tesisi ise Türkiye’de bulunmakta ve tüm bu üsler ABD ile İsrail’e hizmet etmektedir.

İşte böyle bir bölgede, sapkın, çocuk tacizcisi, gözü dönmüş Trump’ın yönetimindeki ABD ve işgalci terörist İsrail, bölgeyi kaosa sürükleyip ele geçirme planlarının gereğini yapmak üzere İran’a füze saldırılarını altı gün önce başlattılar.

İran’a yönelik bu saldırılarda, ilk vurdukları yerler, tıpkı Gazze’deki gibi, hastaneler, okullar ve sivillerin yaşadığı alanlar oldu. Başta Hamaney olmak üzere üst düzey isimleri de söz konusu saldırılarda katlettiler. Üstelik İran’ın liderini yanında çocukları ve torunlarıyla birlikte katlettiler. Bir ilkokula yaptıkları saldırıyla iki yüze yakın kız çocuğunu ve öğretmenlerini katlettiler. Gazze’de on binlerce çocuğu da katledip soykırım yapmayı kendileri için hak gören alçaklar, İran’daki çocukları katletmekten de kaçınmadılar.

Onları destekleyen sözde insan ve çocuk hakları savunucusu hayvandan aşağı Batılı yönetimler ve işbirlikçileri (birkaç istisna dışında), bu büyük vahşeti de tıpkı Gazze soykırımı gibi sadece seyrettiler.

ABD üslerine ev sahipliği yapmak İran’da yapılan katliamlara ortak olmak demektir. Bu sebeple, İran’a bölgedeki tüm üs ve radar tesislerini de kullanarak saldıran ABD emperyalizmi ve işbirlikçisi İsrail ile destekçileri; İngiltere, Fransa, Almanya vb. zalimler kadar, bunlara ait bölgedeki üs ve tesisler de İran’ın kendisini savunma hakkından payını almayı hak etmektedirler.

Açıkça ortaya çıkmıştır ki, hukuk ve ahlâktan uzak, nefsini ilah edinerek hayvandan aşağı konumlara sürüklenmiş Batılı yönetimler ve kadroları, siyonist tuzaklara kolayca düşmüşlerdir. İşte ABD, Batı ve işbirlikçi rejimlerin yöneticilerini, çocuklara cinsel tacizde bulunma sapkın eğilimleri sebebiyle, Epstein dosyaları üzerinden siyonistler kuşatmıştır. Sonuçta, BM ve AB’nin içi boş kurumları, seküler değerleri ve kokuşmuş sistemleri, siyonistlere hizmet etmektedir. Bu yüzden de ABD ve Siyonist barbarlar bu katliamları, kimsenin hesap sormayacağından ve uluslararası hukuk karşısında hesap vermeyeceklerinden emin oldukları bilinciyle daha rahat yapıyorlar.

İşte Yahudi ve Hıristiyan siyonizminin bu kadar cüretkârca cânileşmesini kolaylaştıran da, dünyaya egemen hâle gelen ve fıtratını bozup insanı vahşileştiren bu ahlâksızlık ve hukuksuzluk zeminidir. ABD ve özellikle de ahlâk ve hukuk yoksunu Trump’ın sınırsız desteği olmasa İsrailli Nazi Netanyahu bu kadar azgınlaşma cesaret ve gücünü kendinde bulamaz ve bu derece azgınlaşamazdı. Her ikisi de, bulundukları konumu ve hedefledikleri plan ve projeleri kutsallaştıran hurafelere de inanmakta ve çevrelerini de bu pislik inançlarına ikna etmeye çalışıyorlar. Yaptıkları katliam ve soykırımların haklılığını muharref kitaplarına dayandırmakta, sivil ve çocukları katletmeyi, inandıkları tanrılarının emrettiğini iddia ederek zillet çukuruna sürüklenmiş bulunmaktadılar..

İşte bu iki sapkın liderliğindeki iki haydut devlet olan İsrail ve ABD’nin uçakları, Irak ve Suriye dahil, Körfez Arap ülkelerinin hava sahalarından geçip İran’ı vurdular. Tüm dünya, savaş suçları konusunda sınır tanımaz bir sapkınlığın, dünyayı adım adım 3. dünya savaşına sürüklediğini izliyor.

Utanmadan kendisine dünyaya barışı getirecek bir kurulun başkanı payesini veren Trump’ı dost kabul edip onun teşkil ettiği kurula katılan tüm bölge ülkeleri, onun işgal, savaş ve katliamlarına da destek olma konumuna düşmüşlerdir. Üstelik bu sözde “Barış Kurulu”na soykırımcı Netanyahu ile Erdoğan da çağırılmışlardır. Çağrılı devletlerin hiçbirisi, hakkında uluslararası mahkemelerce tutuklama kararı verilmiş bir soykırımcı katilin üyesi olduğu ve başında da bu soykırımı destekleyen bir başka devletin başkanının yer aldığı bir kurul barış kurulu olamaz ve bu sebeple böyle bir kurulda yer almayı kabul etmiyoruz dememiştir.

Bu sözde barış kuruluna katılan bölge ülkelerinin çoğunda da katil terör devleti ABD’nin ve Batı emperyalizminin katil ordusu NATO’nun üsleri bulunmaktadır.Gazze’de soykırımı kendine hak gören ve bu sapkın topluluğu destekleyen zihniyet ile bugün İran’ı bombalayan zihniyet aynıdır. Gücü hukuk yerine koyan bu anlayış, dünyayı kuralsız bir hâle çevirmiştir. İşte böyle bir dünyada nükleer silah meselesinde kendine sınırsız meşruiyet tanıyıp başkasına mutlak yasak dayatan çifte standartlı bir sistem işletilmektedir. “Benim silahım caydırıcıdır, seninki tehdittir” diyen kibirli bir düzen söz konusudur.

Soykırımcı, katliamcı olarak tanımlanıp uygulanmasa da Uluslararası Mahkemelerce hakkında tutuklama kararı olan Netanyahu nükleer silaha sahip olduğu, destekçisi ABD milyonlarca insanın katili olup Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak bir milyona yakın mazlum insanı birkaç günde katledecek kadar vahşi olduğu halde onlarda nükleer silah varken, nükleer silahı olmayan ve bu silaha sahip olmayı da inancı gereği gündemine almadığını açıklayan İran’ın sivil amaçlarla nükleer enerji üretmek istemesine bile tahammül edememektedirler. Bu iddiayla da iki terörist devlet ABD ve İsrail, İran’da katliam yapma hakkını kendilerinde görüp ahlaksız ve hukuksuz saldırılara imza atmaktadır.

Üstelik bu süreçte müttefikleri Fransa, nükleer silah kapasitesini arttırma kararı aldığını, Polonya, nükleer silah edinmenin ülke savunması çin önemli olduğuna inandığını vurgulayıp nükleer silah üretme kararı aldığını açıklarken, bunlara karşı susup bu kararları onların hakkı olarak gördükleri halde, nükleer silahı edinmeyeceğini açıklayan İran’a saldırıp katliam yapanlar insanlık düşmanı alçaklardır.

ABD ve Batılı ortakları ile kanlı katil orduları olan NATO’nun yıllardır “özgürlük” ve “demokrasi” söylemiyle yürüttükleri yıkıcı müdahalelerin bedelini bu coğrafya ağır ödedi. Irak yerle bir edildi, Afganistan’da nesiller kaybedildi, milyonlarca masum insan katledildi. Yine onların desteğiyle Filistin’de yüz binlerce masum katledilip soykırımlar işlendi. Tüm bu coğrafyalarda milyonlarca insan hayatını kaybetti, milyonlarcası yerinden edildi.

Aynı saldırgan faşist akıl, yalnızca Ortadoğu’da değil; Güney Amerika’da da darbe, ambargo ve vekâlet savaşlarıyla halkların iradesini bastırdı; seçilmiş yönetimleri devirdi, kıtayı istikrarsızlığa sürükledi. Bu zorba siyaset, uluslararası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmeyi alışkanlık hâline getirmiştir.

Bugün de bölgemizin ateşe verilmesi yalnız komşu ülkeleri ilgilendiren bir mesele değildir. Unutulmamalıdır ki bu yangının hedefinde bölgenin tamamı vardır.Coğrafyamız üzerinde yürütülen her kirli senaryo, uzun vadede yaşadığımız ülkeyi de kuşatma ve zayıflatma stratejisinin bir parçasıdır. Bu saldırılar, bölgeyi zayıflatma ve parçalayıp yönetme stratejisinin devamıdır.

Yaşadığımız ülkedeki ABD ve NATO üs ve tesisleri ve özellikle de İncirlik ve Kürecik Radar Üssü, ABD, İngiltere ve Fransa üzerinden dolaylı olarak siyonizme de hizmet eden bir rol oynamaktadırlar. Bu durum bölgemiz için açık bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Bu sebeple söz konusu üsler ABD ve NATO’nun elinden alınıp ABD ve NATO bu ülkeden atılmalıdır.

Mü’minler olarak, imanımızın bize yüklediği adil şahidlik sorumluluğumuz gereğince, bugün İran’a yönelen bu ABD-İsrail saldırısına suskun kalmamalıyız. İLKAV Kurucu Başkanı Mehmet Pamak’ın iki yıl önce “İran, Suudi Arabistan , Mısır ve Tunus’ta, Tevhid Dinine Karşı Statükonun Dini” adlı kitabında yazdığı iki paragrafla konuya ışık tutalım:

“İran; Suriye ve Irak’ta öyle ahmakça politika izledi ki, kendini Müslüman coğrafyadaki Şiî olmayan büyük çoğunluk içinde büyük bir yalnızlığa itti. Eskiden “İslâm inkılâbı” hatırına oluşan tüm sempati yok oldu, hatta çoğunlukla düşmanlığa dönüştü, ümmet coğrafyasındaki büyük kitlelerin haklı gerekçeyle oluşan nefretini kazandı. Öyle bir duruma gelindi ki, İran’ın bugüne kadar sürdürdüğü çatışmacı politika işlerine geldiği için göz yuman, hatta dolaylı biçimde önünü açıp suskunlukla destekleyen ABD, Batı ve İsrail, İran’ın da dizginlenmesi gerektiği kanaatine varıp ona yönelik bir saldırıda bulunsalar, bu coğrafyada yaşayan halkların neredeyse tamamına yakını suskun kalabilecektir. Hatta önemli bir kısmı sevinebilecektir. Bunun müsebbibi, İran yönetiminin Fârisi-Şiî taassubuyla hareket edip ulusal çıkar putunun ihtiyacı için mazlum Müslüman halklara yönelik katliamlara destek vermesidir.

Tüm bunlara rağmen, emperyalistler İran’a bir saldırı düzenlediklerinde, bizler İslâmî kimliğimizin adil şahidlik sorumluluğuyla mazlum hâle düşecek İran halkının yanında yer alıp bu zulme ve emperyalist saldırılara karşı da itiraz edip ayağa kalkmalıyız. Allah korusun böyle bir ihtimal zuhur ettiğinde, mazlum Şiî halklara yönelik zulüm ve saldırıları protesto edip tüm gücümüzle emperyalizme karşı yanlarında yer almalıyız. Çünkü biliyoruz ki, Şiîsiyle Sünnisiyle yüzyıllara sâri tarihî süreçte Hablullah’a sarılarak elde edilen izzet ve vahdetimizi kaybedince, üretilmiş mezhep ipine sarılarak izzeti yanlış yerde arama sonucu bu zillete sürüklendik. Buradan kurtuluşun da, uzun soluklu, hikmetli, sabırlı ve fedakârca çabalarla mümkün olabileceğini ve bu hedefe yönelik imkânların oluşması için, haklı da olsak anlık kızgınlıklarla bağları tamamen koparan ve cepheleşmeye hizmet eden toptancı, dışlayıcı tutumlardan uzak durmak gerektiğini asla unutmamalıyız.”

İşte bu ilkelerimizin gereği olarak; zalim, terörist, siyonist Yahudi ve Hıristiyan koalisyonu, Batı destekli ABD-İsrail ordularının İran’a alçakça saldırısını protesto ediyor ve mazlum İran halkı yanında yer aldığımızı ilan ediyoruz. “YAŞASIN ZALİMLER İÇİN CEHENNEM”
“Zulmedenler yakında nasıl bir inkılâbla devrileceklerini bileceklerdir.” (Şuarâ: 227)

İLKAV
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

İlginizi çekebilir

Filistin ve Gazze’de Zulmün Bitmesi ve Ümmetin Zilletten Çıkması İçin Sorumluluk Almalıyız

Filistin ve Gazze’de Zulmün Bitmesi ve Ümmetin Zilletten Çıkması İçin Sorumluluk Almalıyız Ümmet coğrafyasında, Filistin, …

Bir yanıt yazın